Şantiye Dergisi 382. Sayı (Temmuz-Ağustos 2020)
Performans koçluğu kabaca bu. Kişinin performansı önündeki kilidi bulup açmasına yardımcı olmak. Bu çocuklardaki kilit nokta B planın olmamasıydı. En büyük stresi bu yaratıyordu. ‘Yapamazsam ben bittim abi’ psikolojisiyle sahaya çıkılır mı?..” Benzinlikte üstümü değiştirir bisiklete binerim “Amatörce bisiklete biniyorum. Şile’nin bir köyünde yaşadığımdan bu konuda avantajlıyım. Sıkça binme fırsatım oluyor. Ayrıca arabamda genelde bisikletimi taşırım. Gündelik koşturmaca içinde hava da güzel ve ufak bir de vaktim varsa hemen bir benzinlikte üstümü değiştirir, bisiklete binerim. Artık neresi denk gelirse; yokuş olmasın yeter, çok terletiyor... Bu benim için büyük bir rehabilitasyon aracı. Gidip bir yerlerde oturmaktansa bisikleti tercih ediyorum. En sevdiğim rotalardan birisi de Eminönü-Sarıyer. Muazzam bir rota. Hem İstanbul’un tarihi yerlerinden hem de modern yerlerinden geçersiniz. Bir de dümdüz tabi. Yelkenli kullanmasını da sever ve bilirim. Amatör denizci ehliyetim de var ama bu konuda çocukların biraz daha büyümesini bekliyorum. Onlarla birlikte yelken yapmayı hayal ediyorum...” Dünyevi mevzulara çok takıldığımı hissedersem Aşk’ı okurum “Okumayı severim... Ama kendimi zorlamam. Evde çok kitap vardır ama yarısını okumamışımdır. Çünkü son yıllarda o kadar çok kitap çıktı ki, bir kitapçıya girdiğinizde neye bakaca- ğınızı şaşırıyorsunuz. Mağazalarda her taraftan pazarlanmaya çalışılan kitaplar çıkıyor karşınıza. Dolayısıyla bazen gereğinden çok kitap alabiliyorum ama bir prensip edindim artık; kitap ilk otuz sayfasın- da sarmadıysa bırakıyorum. Burada suçu hiç de üstüme almıyorum. Yazarın da ilk otuz sayfada okuru kitaba bağlama, güzel yazma yükümlülüğü var. Ne kadar önemli bir şey anlatırsan anlat, senin o ağdalı keyifsiz dilini okumak zorunda değilim ben kardeşim... İz bırakan kitapların başında Elif Şafak’ın Aşk adlı romanını sayabilirim. Sanırım 2009’da yayınlanmıştı ilk baskısı. Hatta 2016’da bir bayram öncesi tüm bayilerime de göndermiştim o kitabı. Dünyevi mevzulara çok takıldığımı hissedersem okurum ara sıra tekrar...” Uzay mekiği yapmıyoruz “Çalışma hayatımda iş arkadaşla- rımdan öncelikle şeffaflık beklemi- şimdir. Günün sonunda emin olun ki biz en azından uzay mekiği yapmıyor veya sıfırdan bir şey yaratmıyoruz. Çok çok büyük bir kısmımız dünyada daha önce milyonlarca kez yapılmış bir şeyi bir daha yapıyor. İşi doğru yapmamız ve şeffaf olmamız gerekiyor. Bütün hatalar çözülebilir, yeter ki şeffaf bir iletişim kurulsun. Ayrıca değer verilmemesi de üzer beni, işe, kuruma, yanındaki arkada- şa... Kimsenin tek alternatifi şu anda çalıştığı kurum değil, o kurumda mutlu değilsen başka bir arayışa girmelisin. Çünkü performans ancak mutluluktan gelir. Mutluluk sağlanır- sa zaten gerisi bir şekilde kendiliğin- den hallolur...” Takdir ettiklerim... “Sektörde hem iş anlamında hem de sivil toplum kuruluşlarındaki etkinlikleri sebebiyle birçok kişi var takdir ettiğim. Hepsinin farklı farklı özelliklerine dikkat ediyorum. Genelde hem kendisi hem sektör, hem de memleket için çılgınlar gibi çalışan insanlar bunlar. Şimdi burada teker teker isim vermeyeyim ama baktığınız zaman mahalle kahvesin- den devlet bürokrasisine kadar inanılmaz bir yelpazede ilişkileri layıkıyla yönetebilmeleri ortak özellikleri...” Sahada bizden birileri var... “Trabzonspor’u tutuyorum. Fanatiğim ama benim fanatiklik anlayışım klasik anlayış değil sanırım. Trabzonspor ile o kadar eğleniyorum ki, çocuklarımı hiç yönlendirmesem de onlar da Trabzonspor’lu oldu. Mevzu, topun kaleye girmesi değil; önemli olan eğlence... Yani sahada memleketimin ekibi, bizden birileri var. Bizi temsilen yeşil zeminde o renklerin olmasıdır benim sevdiğim. O aidiyeti hissetmek önemli. Bence herkes kendi memleketinin takımını tutmalı. Bir Trabzonlu’nun, bir Bursalı’nın kendi şehrinin takımın- dan başka bir takım tutmasını anlayamıyorum gerçekten. Orada oynanan topun, alınan şampiyonlu- ğun, dönen milyonların sana ne hayrı var? Bursa’yı tut ve maçına git, Antepliysen Antep’i tut ve stadına git maçını izle, eğlen. Kayseri’de oturuyorsun Fener’i, Galatasaray’ı tutuyorsun, maça mı gidebiliyorsun? Bu arada, bu üç takım da benim için ayrı ayrı çok değerli. Fenerbahçeli sporcuların Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırmaları, Galatasaray’ın Avrupa’da hepimize ilk defa ‘biz de yapabiliyor- muşuz kardeşim’ dedirtmesi, Beşiktaş taraftarının dünya çapındaki örgütlülüğü gibi birçok gurur verici yönlerini sayabilirim. Ama Avrupa’da en ufak takım bile dolu stada oynuyor. Oyun böyle keyifli. Kazandı- ğın zaman değil; üzüntüde, mutlu- lukta bir şeyin parçası olduğun zaman keyifli. Yoksa yarımız Real Madrid’i tutsun, diğer yarımız Barcelona’yı, bir sene siz şampiyon olun, bir sene biz... E peki bunun kime, ne hayrı var? Ben de böyle bir Trabzonsporluyum. Allahtan takım da fena gitmiyor bu sene...” 66 TEMMUZ-AĞUSTOS 2020 PORTRE
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=