Şantiye Dergisi 380. Sayı (Mart-Nisan 2020)
Türkiye’de bu zamana kadar çok sayıda yüksek bina yapılmasına rağmen Yüksek Yapılar Yönetmenliği 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi. Bu ülkenin o tarihe kadar bir yüksek yapılar yönet- meliği yoktu maalesef. Dolayısıyla böylesi bir ülkede bugün yapı stokumu- zun 1999’dan daha güvenli durumda olduğunu söyleyemeyiz. Yüksek yapı tabii ki yapılır fakat moda olarak yapılmaz. Bir ölçü vardır. Mesela gökdelenin gölgesinin komşu hiçbir binaya gelmemesi gerekir. Fakat İstanbul’da öyle bir yapılaşma var ki milyonlarca lira harcanıp alınan dairelerin havuzlarına saat 15.00’te karşı binanın gölgesi düşüyor. Binalar birbirlerinin güneşlerini engelliyorlar. Gölgesi, rüzgarı, oksijeni ve güneşi olmayan bir şehirde yaşıyoruz. Koca koca binalar yüzünden şehirlerimizde artık ısı adaları oluştu. İstanbul’un kuzeyi yapılaştığından kent artık kuzeyden gelen rüzgarı ve havayı alamıyor. Beton ve asfalt yoğunluğu kentteki hava sıcaklığını yükseltiyor. Deprem çok konuşuluyor ama sel ve su baskını da İstanbul için ciddi bir risk. Her yer beton olduğundan yağan yağmur içine girecek toprak bulamıyor. Toprak bulamayan su betonların üzerinden akarak çukur yerlerde toplanıyor ve su baskınlarına neden oluyor. Bunu çok sık yaşamaya başladık. 2009 yılındaki Ayamama Deresi’nde yaşananları unutmak mümkün değil. 31 insanımızı kaybetmiştik. Dere yatağına bile bile o kadar bina yapılırsa, yaşanan sonuçlara şaşırmamak gerekir. Kentsel dönüşüm yeni toplumsal ve sosyal durumlar da ortaya çıkardı. Romanların Karagümrük’ten Küçükçekmece’ye gönderilmeleri gibi başarısız dönüşümler yaşandı ve insanlar geri döndüler. Oysa kentsel dönüşümün amacı, insanları oturmuş oldukları yerlerde iskân etmektir; onları komşularından ayırmamaktır. Komşular- dan ayırırsanız başka bir sosyal problem yaratırsınız. Tüm bu sorunlar İstanbul’un 1999 yılından daha güvenli bir kent olmadığı- nı ortaya koyuyor. Yirmi sene geçti, okullarımız bile güvenli değil. Betonar- me yapılar da kullanılan betonlar geçirimli olduğu için yağmurdan ve nemden etkileniyor. Beton su alıyor, demir paslanıyor, paslandıkça üzerinde- ki kabuğu itiyor, pas büyüyor, dolayısıy- la var olan taşıyıcı sistemin taşıma gücü zayıflıyor. Başta kamu yapıları olmak üzere mutlaka bir envanter çıkarılarak güçlendirilmesi gerekenler güçlendiril- meli, yıkılıp yeniden yapılması gereken- ler de bir an önce yapılmalı. Şantiye: İnşaat sektöründe teknoloji yeterli düzeyde kullanılıyor mu? Neden diğer sektörler gibi kendini teknolojik anlamda fazla güncelleyemiyor? Cemal Gökçe: Dünyada inşaat mühendisliği alanında yeni bilgi ve teknolojiler üretiliyor. Fakat bu gelişmeleri Türkiye’de fazla göremiyoruz. Çünkü ülkede mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin yapılmasıyla ilgili denetim mekanizması yeterli değil. İhtiyaç yokken en ücra bölgelere bile yeterli öğretim üyesi olmayan inşaat mühen- disliği fakülteleri açıldı, açılıyor. İnşaat mühendisliği, tıp ve hukuk ile birlikte insanların can ve mal güvenliğiyle ilgili evrensel üç temel meslekten biridir. Dolayısıyla bu üç alanda her yere fakülte açılmaması lazım. Açılan yerlerde öğretim kadrolarının yetkin ve sayıları- nın yeterli olması lazımdır. Ama bunlar Türkiye’de dikkate alınan unsurlar değil. Okullar ticarileşti. Ülke olarak Ar-Ge politikamız da yok. Avrupa’daki bir otomobil fabrikası Ar-Ge’ye yılda 15 milyar Euro ayırıyor. Kamu sektörüyle, özel sektörüyle ve üniversiteleriyle tümTürkiye’nin ayırabildiği ise 6 milyar. Yani bir otomobil firmasının yarısı kadar Ar-Ge’ye para ayrılamıyor. Ar-Ge’nin olmadığı bir ülkenin inşaat sektöründe BIM kullanılmaması da çok anormal olmasa gerek. Ciddi bir teknoloji ve eğitim problemimiz olduğu gerçek. Tüm teknolojiyi dışarıdan alıyor, kopya ediyoruz. Taklitten ziyade yeni bilgileri üretebiliyor olmamız lazım. Ülkemizde bilim bilgi ve teknoloji üretiminden daha çok, kazanılan paranın artırılması- na yönelik bir yaklaşım hakim. Teknolo- jik gelişmelere paralel kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör kesinlikle işbirliği yapmalı. Ama yeni teknolojiler yaratmak için öncelikle var olan bilgilerin doğru kullanılması şart. Biz onu yapamıyoruz. Var olan bilgiler doğru kullanılırsa o bilgilerden hareketle yeni bilgive teknolojiler üretilebilir. Şantiye: İnşaat sektöründeki durgun- lukla ilgili yorumlarınız nelerdir? Cemal Gökçe: Türkiye ekonomisindeki krizin temel nedenlerinden birisi, belki de birincisi inşaat sektörüne yönelik yapılmış olan doğru olmayan yatırımlar- dır. İnşaat sektörü önemli bir sektördür ve Türkiye’nin üç temel sektöründen birisidir. Ama inşaat sektörü üretici değil, tüketici bir sektördür. Dolayısıyla sektör politikasının ihtiyaç temelli olarak yürütülmesi lazım. Ne kadar ihtiyaç varsa o kadar okul yapılması lazım; ne kadar ihtiyaç varsa, o kadar baraj yapılması lazım; ne kadar ihtiyaç varsa, o kadar demiryolu yapılması lazım; ne kadar ihtiyaç varsa o kadar havaalanı yapılması lazım. Açıkçası altyapı ve üst yapılar ihtiyaç temelli olmalıdır. Ama Türkiye’de yapılan uygulamalar bunlar değil. Dünyadaki ülkeler tarım sektöründen sağladıkları geliri sanayiye aktararak sürekli üretimi hakim kılıyorlar. Yani bir ülkede üretim yoksa o ülkenin kalkına- bilme şansı yoktur. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi uzunca bir süredir böyle. Ben inşaat mühendisiyim; benim köprüye, yola karşı olmammümkün mü? Bunlar olmazsa biz nerede çalışacağız? Ama ihtiyaç neyse onlar yapılmalıdır diyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde yılda 65 milyon yolcuyu ağırlayan bir havalimanı kapatılmaz. Tarım geliri üretime aktarılarak ülkeler gelişir. Oysa biz inşaat sektörüne yönelerek ülke ekonomisini ve geleceği sıkıntıya soktuk. İnşaat sektörü ihtiyaç temelli olarak düşünülmeli. Her yere, dağa taşa inşaat yapılırsa birçok firma iflas eder. Dolayısıyla inşaat sektörü bugün Türkiye’nin krize girmesinin en büyük nedenlerinden biridir. Öngörül- meden, zannedildi ki yüzbinlerce daire kolaylıkla satılacak. Ama öyle olmadı maalesef. İşsizlik oranı oldukça yükseldi, insanlar işsiz ve geleceğe güvenleri yoksa daire de almıyor, alamıyor. Bankalar ödenemeyen krediler yüzünden el koydukları daireler yüzünden şu anda en büyük emlakçı oldular. Bir sürü insan perişan. Dolayısıy- la bugün inşaat sektörü ciddi bir krizdedir; Türkiye ekonomisinin krize girmesinin önemli nedenlerinden birisi de inşaat sektörüdür. 30 MART-NİSAN 2020 SÖYLEŞİ
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=