Şantiye Dergisi 380. Sayı (Mart-Nisan 2020)

yıllardır üstümüzden atamadığımız bir alışkan- lığımız olduğunu düşünüyorum. İçinde yaşadığımız şehirlerin ve yaşama alış- kanlıklarımızın tekrarının sadece malzemele- ri ve renkleri değiştirerek ekolojik tasarım adı altında görece daha çevreci bir söylemle orta- ya atmak, bayat bir yemeğin bir sonraki güne başka bir yemek olarak karşımıza çıkarılma- sından başka bir şey değildir. Vitamini kaçmış, besleyici özelliği gitmiş, sürekli maruz kaldığı ısı ile yağı, suyu başkalaşmış bu yemekler biz- lerin asıl sorunudur. Eğitim ve söyleşilerimde sıklıkla karşılaştığım sorulardan biri, bahçe tasarımı ve bitki dünya- sıdır.Yapı inşası ve bitki dünyası ayrımı aslında yoktur. Bolca kar etmeyi düşünen bir yüklenici firma değilseniz de (Fırsatçı, cahil bir zihniyet kastedilmektedir.) olamaz. Yapılar inşa etmek ile uğraşan tasarımcıların cesur olup özgün iş- ler ortaya koymaları için yeni bir fırsatımız var. Küresel muhtelif doğal krizler Evet doğanın bizlere ne söylediğini biraz dinlememiz gerekiyor. Eminim “enerjini temiz elde et” demek yerine, neden bu kadar enerjiye ihtiyacın var demek istiyor. Bizler alışkanlıklarımızı değiştirmek istemiyoruz, amacımız onların sürdürülebilirliklerini sağlamak. Bu, ölmek üzere olan hasta hayvanını bir an önce kasaba satmaya çalışan leş yediricisinden farksız bir yaklaşım. Oysa içine sıkıştığımız şehir hayatının daha yaşanabilir olmasını sağlayacak bir fırsat ya- kalanabilir. İş yerlerinin ve yaşam alanlarının tasarımında,saksılara bitki hapsetmekten vaz- geçebilirsek,bunu başarabiliriz.Yapı dediğimiz duvar topluluğunun içinden,birkaç duvarı yık- mak ile işe başlayabiliriz. Ekolojik tasarım pasifleştirilmiş günümüz in- sanının yaşam dinamiklerini değiştirmekle il- gilidir. Üstlendiği asıl mesele insan yaşamının onarılmasıdır. Sakatlanmış zihinlerin tedavi edilmesi ve duygusal bütünlüğün geri kazanıl- masına çalışmaktır.Tasarım odaklı düşünme ve tasarımın ilk maddesi empati yeteneğinin in- sanlar tarafından geri kazanılmasına çalışılma- lıdır. Bu çalışmalar doğadan ayrı düşünülemez. İnşa edilmiş duvarların içinden de gerçekleşti- rilemez.Tasarımcıların ve mimarların uğraşma- ları gereken konular bunlardır. Malzeme ömürleri, üretimdeki enerji sarfiyat- ları, kimyasal salınımları bilim insanlarının ta- sarrufundadır ve öyle de olmalıdır. Bunları yan yana istiflemenin uzun vadede bir faydası olma- yacaktır.Dünyadaki en sürdürülebilir malzeme- leri ile kurgulanmış bir yapının içinde,yaşayanın yaşam alışkanlığı değişmediği sürece bir yere varılamaz.Doğasının gerekliliğini yaşayamayan hiçbir canlı için ise mutluluk ve sağlık ulaşılabi- lir olmayacaktır. Toplumsal alışkanlıkların de- ğişimi,diktatoryal bir rejimin baskıladığı kural- lar ile olmayacaksa, ancak tasarım ile olacaktır. Uygar insanın çözümü de tasarım ile olmalıdır. Tasarımda çizgilerin,objelerin ve lekelerin hari- cinde boşlukların da olduğunu yeniden hatırla- mak gerekir.Yaşam alanında bu boşluğun doğa olduğunun idraki son derece önemli.Arazimizin, bahçemizin, caddemizin yaşam alanımız oldu- ğunu ispat edecek tasarımlara ihtiyacımız var. Yağmurun toprak ile değil, asfalt ile buluştu- ğunda sağlığımızı olumsuz etkilediğini göste- ren tasarımların doğması gerekiyor. İzole edil- miş yeşil enerji ile iklimlendirilmiş çalışma alanlarının ekolojik tasarımla bir ilişkisi ola- maz. Ekonomik ve sürdürülebilir bir tasarımla ilişkisi olabilir ancak. Islanmış saçlar ve çamurlanmış ayaklar ile işe gidebilme özgürlüğümüzü yeniden elimize al- mamız gerekiyor.Bedenimizi esen rüzgârda,ya- ğan karda, bizi terleten güneşte özgür bıraka- madığımız sürece özgür ruhlara sahip olamayız. İş yerlerimizi, evlerimizi açık alana taşımadı- ğımız sürece, insanlar içinde yaşadıkları dün- yanın farkına varamayacaklardır. Bu iş yılda 15 günlük yaz tatilleri ile çözebileceğimiz kadar kolay değil. Kaybettiklerimizi geri kazanma- mız gerekiyor. Ekolojik bir tasarım,kışın daha az üşüyen ve do- ğal iklime uyum sağlayan insanların var olma- sına çalışır. İnsan için de, içinde yaşadığı doğa için de sağlıklı ve hayırlı olan böyle bir yak- laşımdır. Üşümekten, terlemekten, yürümek- ten herhangi fiziksel bir aktiviteden kaçılması- nı sağlayan bir yaşam alanı tasarlamak, hiçbir sorumluluk almadan ticari bir kaygı ile giden ürünü pazarlamaya çalışan bir tüccar olmak- tan öteye gitmemektedir. Mimarlar ve tasarımcılar için cesur davranma ve mesleklerinin gereği olan topluma yön ver- me görevlerinin bilincinde ve sorumluluğunda olma zamanı gelmiştir. Ruhsal dünyanın sağ- lıklı olabilmesi için canlının doğasının gereği- ni yaşayabilmesi gerekir. Böyle bir yaşam alanı tasarlayabilmek ise literatür taramaları ile de- ğil, kendini bilme ile başarılabilir. Doğayı bil- meyen canlılar, önce kendi belleklerini kaybe- deceklerdir. 63 MART-NİSAN 2020 EKOLOJİ

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=