Şantiye Dergisi 384. Sayı (Kasım-Aralık 2020)

mamen tersten giden, oyularak elde edilmiş saklı binalar, şehirler ve so- kaklar diyarı Kapadokya...” Doğu’yu tanımak istiyordum “Aslında resim ve heykel kökenli- yim... Mimarlık, düşündüğüm bir meslekti ama gençliğimde günlük olarak resim ve heykelle uğraşıyor- dum. Hatta liseden sonra Devlet Gü- zel Sanatlar Akademisi’ne girmiş, çok kısa bir süre atölyelere katılmıştım. Seramik ilgimi çekmiyordu ama sera- mik atölyelerindeki ocaklarda yapı- lan yemekler ve o yemeklerle çekilen ziyafetleri hiç unutamam. Oldukça serbest ve keyifli bir ortamdı. Fakat okula devam etmeyi düşünmüyor- dum... Mimarlık okumayı, Doğu’yu, daha doğrusu pek de bilinmeyen Doğu mimarisini yakından tanımayı ve ailemden biraz uzakta bir eğitim hayatı hayal ediyordum. Tüm bu is- teklerimi ise Konya’daki Selçuk Üni- versitesi Mimarlık Fakültesi karşılıyordu...” Yağmurdan kaçarken doluya tutulduğumu anlayamamıştım “Diğer taraftan resim ve heykel, bi- lindiği gibi daha bireysel sanatlardır. Daha içine kapanık ve daha bir başı- na çaba gerektirirler. Fakat ben in- sanlarla haşır neşir olmayı istiyordum. Ayrıca resim ve heykelle uğraşırken, ortaya koyduğum eserlere yapılan eleştiriler hiç hoşuma gitmiyordu ve bu beni oldukça agresif yapıyordu. Dolayısıyla mimarlığın daha rahat bir meslek olduğunu düşünerek böyle bir karar almıştım... Ama tabii o yaş- larda aslında yağmurdan kaçarken doluya tutulduğumu pek kavrayama- mıştım. Mesela şimdi ofisim 50 kişilik, daha müşteriye işi göstermeden bile birbirimizi ikna etmek zorunda kalıyoruz...” Otostopla İran’a giderdim... “Doğu ilgimi çekiyordu... Çünkü batı, çocukluğumuzdan beri ister is- temez yaşadığımız, bildiğimiz, dene- yimlediğimiz bir kültürdü. Fakat Sel- çukÜniversitesiMimarlık Fakültesi’nde eğitime başladıktan sonra Konya da yetersiz gelmeye başlamıştı bana. Doğuya olan merakımdan, hem terör nedeniyle zorunlu verilen tatillerde hem de yaz tatillerinde Konya'dan plansız-programsız ama hedefleri belli olarak otostopla yola çıkar, sınırı geçip İran’ın Tahran, İsfahan ve Tebriz gibi şehirlerini dolaşırdım. 70’li yılla- rın romantik, kafanın dumanlı ve bu- ğulu olduğu maceralı yolculuklarıydı bunlar. Param da olmadığından nere- de yattığım, nerede kalktığım belli değildi. O zamanlar yeni yeni çıkan walkman ile Beatles, Black Sabbath gibi grupları dinliyordum uzun yolcu- luklarda. Bu yolculuklarda mimari kültürleri öğrenmek ve incelemek heyecan vericiydi. Antik kentler, ta- rihte donmuş eski sokaklar ve şehir- ler... Diğer taraftan ailemi şüphelen- dirmemek için genelde 10 günü pek geçirmez, yine Konya’ya döner, tele- fon iletişimiyle her şeyin normal akı- şında devam ettiğini göstermeye gayret ederdim...” Dekanla aynı evde kalıyordum “Konya, İstanbul ile hiç alakası ol- mayan küçük ve bir bakıma zor bir şehirdi. İçine kapalıydı. Diğer taraftan kendine zaman ayırabildiğiniz bir or- tamdı. Vakit çoktu. Okulu bir adres olarak kullanıyordum. İstanbul’dan gelen misafir hocalarla da ahbaplık kuruyordum. Hatta evinde kaldığım hocam Hüseyin Yurtsever, aynı za- manda Mimarlık Fakültesi’nin deka- nıydı... Fakülte dekanıyla aynı evde kalmak pek rastlanan bir durum de- ğildi; gerçi hala değil...” Dayımın yanında inşaat firmasında çalışıyordum “Dayım da GSÜ mezunu, uzun yıl- lar Almanya’da çalışmış ve sonra İstanbul’a dönüp, salt mimari mer- kezli bir çalışma ortamı yerine inşaat yapmak üzere yerel bir grupla ortak- lık kurmuştu ben lise yıllarındayken... Mimar olmamda etkisi yoktu ama bazı fikirleri geliştirmemde lise ve mi- “B üyük kısmı İstanbul’da yerleşik olmakla birlikte hem anne hem de baba tarafından Balkan köken- li bir aileye mensubum... 1960 yılın- da Ankara’da doğmuşum... Babam, Ulaştırma Bakanlığına bağlı kurum- larda görevli, işi gereği zaman zaman yurtdışına da ziyaretler gerçekleştiren bir devlet memuruydu... Memuriyeti dolayısıyla İzmir, Ankara ve İstanbul arasındamekik dokurken ben de o dö- nem Ankara’da dünyaya gelmişim...” Güzel binalarda ve bölgelerde yaşadım... “İlk, orta ve lise eğitimim, şehirler arası çok dolaştığımızdan aynı okul- larda pek süreklilik arz etmedi. Ço- cukluk ve gençliğimin üç büyük şe- hirde geçtiğini söyleyebilirim. Seyahatleri genelde yataklı trenle gerçekleştirirdik ve o yataklı trenler, o yıllardan hatırımda kalan güzel ve hoş unsurlardandır... İkamet ettiği- miz Ankara Gar çevresi de hareketli ve hoş bir atmosfere sahipti. Gençlik Parkı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Or- kestrası binası, Gar Gazinosu... Bölge- de çok güzel Cumhuriyet dönemi ya- pıları vardır. İstanbul ve İzmir’de ikamet ettiğimiz yerler de benzer özelliklere sahipti. Güzel, tarihi bina- larda ve bölgelerde yaşadığımı söyleyebilirim...” Mimarlığa ilgim, çocukken gezdiğim antik kentlerde oluşmuştu “Bu yer ve binaların mimarlık ilgi- me etkileri olmuştur; ama meslek se- çimimde asıl etkiyi, çocukluğumda ailemle gezdiğim Efes, Troya ve Milet gibi tarihi, arkeolojik alanlar, antik kentler yapmıştır. Bu anlamda çok şanslı bir coğrafyada yaşıyoruz. Ana- dolu, medeniyetlerin ve mimarlığın doğduğu yerlerin başında geliyor. Antik kentler benim çocuk algımı zor- lardı. Yerlere saçılmış irili ufaklı taş kütleleri, sütunlar, süslü sütun başlık- ları ve bunlardan oluşan binalar ve şehirler... Bir de bunların üzerine ta- 61 KASIM-ARALIK 2020 PORTRE

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=