Şantiye Dergisi 384. Sayı (Kasım-Aralık 2020)
böyle sapla samanın birbirine karıştı- ğı bir zaman dilimi. Bırakın öyle her önüne gelenin, mimarların büyük bir çoğunluğunun bile işin içinden ko- layca çıkamadığı bir durum söz ko- nusu. Bunun sebebi 20. yüzyılda mi- marlık eğitiminin 12 bin yılda geliştirilmiş tüm kültürel sistemler- den bağları koparılmış bir şekilde de- vam etmesi ve kendilerinden miras kalmış birçok sorumluluk alanını, daha az sorumlu disiplinlere terk et- mesi ya da terk etmek zorunda kal- mış olması. İşin acıklı tarafı da bu di- siplinleri ilk kuran ve öğretenler mimar kökenli akademisyenlerdi. İlk yetişenlerden itibaren de mimar kö- kenli hocalardan ve her türlü bağdan adım adım kopuldu. Hatta önce rakip, sonra düşman olundu. Şehirciler, peyzaj mimarları, mühendisler, mü- teahhitler hatta geliştiriciler, özünde mimar ataların çocuklarıdır. Mimarlar ise sanatçı, hatta hezarfen denilen çok yönlü kişiliklerin uzantılarıdır. 20. yüzyılın sosyal bilimler, mühendislik ve tıp alanlarında buluş ve icatlarda ilerlerken çokça ayıbı da var geride bıraktığı. Mimarlık ve yapı sektörü de bundan nasibini ziyadesiyle aldı. İyi haberse, 21. yüzyılda birçok şeyi daha kolay sınıflayıp ayırt edebilece- ğimiz ve birleştirebileceğimiz algorit- mik programlama, big data, IT ve ya- pay zeka ile hem eğitimde hem de mesleğin icrasında çoklu disiplinlerle ilgili bir bakış açısı gelişecek, bahset- tiğimiz sektörel kopukluklar giderile- cek ve ‘irreducible polynomial’ dedi- ğimiz bu ‘çok katmanlı meslek’gerçek değerini yeniden bulacak...” Mimarlıktaki mitoz bölünmenin işe yaramadığını düşünüyorum “Mimarlık mesleğindeki ‘mitoz’ bölünmenin, meslek içinden mühen- dislik gibi başka mesleklerin çıkması- nın işe yaramadığını düşünüyorum. Eskiden öyle bir ayrım yoktu. Bugün- lerde yaşanan sorunların çoğu mi- marlıktan ziyade mühendislik proble- mi, mühendisliğin yarattığı problemler. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede şehir katmanlarını yağmur suyunun su basması olabilir mi? Suyu engelle- meyip üzeri kapatılmış derelerin üs- tünü açıp, su kendisi akıp gidecek... Su yolları şehre yakışan, değer katan bir unsurdur. Mimarlık mesleğinin içinden ‘bizim tüm bu organizasyonu öğrenmemize gerek yok, bizler mü- hendis olarak mimarlığın içinden çı- kıyoruz ve bu bölümleri biz yapaca- ğız’; ya da şehir planlamacıları gibi ‘Şehir planlama diye bir bölüm oluş- turalım, mimarlar da tek tek binalarla uğraşsın’ denilmiş zamanında... E peki sonuç?..” Kapana kısılı bir mimarlık icrası... “Mühendislik, mimarlıktan parça- lar kopararak ilerledi. Yetkileri de gi- derek artarak 20. yüzyılda doruğa ulaştı ve ulaşmaya devam edecek. Artık sıradan insanlar için mimar ve inşaat mühendisi, görev alanlarının ve kabiliyetlerinin ölçülemediği, flu- laştığı bir döneme giriyor. Genel ola- rak algı, binanın taşıma kabiliyeti ve yer çekimine, toprak kaymasına karşı direncini hesaplayıp projelendiren mühendis; daha estetik, genel geçer, kişiye göre değişen faktörler üzerin- de çalışan kişilere mimar denildiği bir hale geldi. Hatta bazı sektörlerde iç mimar gerekliliği abartılarak mühen- dis ve iç mimardan oluşan bir kapana kısılı mimarlık icrasıyla karşılaşıldığı da görüldü. 21. yüzyılda ise bu gizli savaşın sona ermesi, artık yeniden tek bir insana dönüşmesi ve bu ko- nudaki en büyük desteğin ve çözüm önerilerinin kodlama becerilerinden oluşması bekleniyor. Yeni tasarım ve üretim biçimleri gelişecek...” Bir yapının değerli olabilmesi beş unsura bağlı “Bir yapının mimari bir eser olması için beş konuda bir farklılığı, bir özel- liği olması lazım... Birincisi, ‘Program’... Yapının fonksiyon açısından söylediği bir sözü olmalı. Mesela ofis olarak ha- yata geçirdiğimiz bir huzur evi proje- sinde huzurevinin içine çocuk eğitim ve bilim merkezi ve müzesi yerleştir- dik. Amacımız, huzurevinde kalan yaşlı insanların çocuklarla kaynaşma- larıydı. Yaşlıların orayı işletmelerini ve çocuklarla haşır neşir olmalarını ön- gördük. Bu, mimari programa ilişkin daha önce karşılaşılmayan yeni bir söz ve durumdu. İkincisi, yapının ‘Strüktürel kalitesi’... Mesela Esma Sul- tan projemizde yapının içinde hafif bir strüktür var. Yani repertuvara yeni bir model ekleyen bir yapı olmalı. Ha- fiflik gibi bugüne kadar kullanılma- yan yeni bir şey getirmeli... Üçüncüsü ‘Materyal’; yani malzeme olarak yeni bir şey söylemeli. Yani bilindik bir malzeme de çok farklı kullanılabilir ve malzemeyle beraber yapının tanı- nırlığı ve değeri artabilir. Örneğin Esma Sultan’ın dışındaki nispeten yeni bir malzeme olan cam ve eski bir malzeme olan tuğlanın birlikteliği gayet hoş, akılda kalan bir birliktelikti. Dört, ‘Teknik’... Yani kullanılan bazı özelliklerinden dolayı teknolojik bir düşünceyi ifade etmiş olması ya da bir buluşla mimari ya da mühendislik açıdan yeni bir şey getirmiş olması. Beşinci olarak da yapının ‘Sanatsal’ bir değeri olmalı. Bu beş özelliği içe- ren yapı ikon, değerli bir yapı haline gelir. Biz hemen hemen her yapımız- da bu beş unsuru yakalamaya çalışı- yoruz. Yakalayabildiğimiz var, üçte kaldığımız var, ikide kaldığımız var. Ama bunlardan hiçbirinin olmadığı yok. Mesela Esma Sultan ve Borusan Kültür Merkezi projelerimizde bu beş unsura ulaşabildiğimizi düşünüyo- rum. Ortaköy’deki One projemiz de program açısından ilginçtir. Çatıda havuzu ve yürüyüş parkuru vardır; ki bugünlerde önemi daha da arttı...” Mimar kendini inşa etmeye devam etmeli “Mimarlık pratiği yapmak kadar üstünde düşünmek de çok önemli. Teoriye kafa yormayan mimar ve mü- hendislerin sayısı maalesef çok. Dola- yısıyla bu sığlığa paralel bir sürü çöp bina üretiliyor. Çoğu, gündelik ihti- yaçların acilen karşılanıp akabinde hemen terk edilmesi gereken binalar 64 KASIM-ARALIK 2020 PORTRE
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=