Şantiye Dergisi 384. Sayı (Kasım-Aralık 2020)
Bu birbirine zıt, karmaşık görüntü- nün sebebi ‘tez’ ve ‘antitez’ çatışması. 20. yüzyıldan önce oluşturulmuş ha- rika şehir merkezlerinin etrafı şehre entegre olmayan sadece yapılarla çevrili. Düşünün... 20. yüzyılda bu şe- kilde inşa edilmiş kilometrelerce ıssız ve ürpertici endüstri alanları, antre- polar, vinçler, kaldıraçlar, konteyner- ler, çıkışı olmayan sahipsiz topraklar var. İnsani hiçbir şey yok... Hadi en ucunu söyleyelim, mimarlık yok... Bu kargaşa içindeki şehirlerle uğraşmak yerine belki de olduğu gibi dertleriy- le baş başa bırakıp yeniden yepyeni, yine yukarıda bahsettiğim gibi sen- tez düşüncelerle oluşturulmuş yep- yeni yerleşimler inşa etmek. Yürüne- bilir, yaşama, barınma, çalışma, üretme, öğrenme, biriktirme, paylaş- ma bütün güncel fonksiyonları sepa- re etmeden birbirine kaynaştırmak. Geceyi gündüzü, haftanın yedi günü- nü, tüm mevsimleri doya doya yaşa- yan, kendi enerjisini üreten, depola- madan yeniden kullanan, dönüştüren yerleşimler... Geniş bir veri sistemi ile birbirine bağlı ihtiyaçtan fazlasını ih- tiyacı olanlarla paylaşan akıllı binalar ve mutlu insanlar. Bunu yapabilir mi- yiz? Her şeyden önce eğitim sistemi- nin hırsa ve aşırı üretime ve tüketime yönelik ekonomik sistemlerin değiş- mesi feodal etnik ayrımcılık sistemi- ne dayalı lokal yöneticilerin değişme- si, ülke sınırlarını kendi ‘territory’leri olarak gören, toprak, vatan şovenliği yapan, seçim sistemlerini manipüle eden, fırsatçılık yapan politikacıların değişmesi ile yapabiliriz. Bu olur mu? Bence olur...” Şehirciler, peyzaj mimarları, mühendisler özünde, mimar ataların çocuklarıdır “Mimari değer birçok şeyle ölçüle- bilir... Mesela ‘zaman’la... Zamana di- renmeli, güzel yaşlanmalı. Ama şunu da belirtelim, mimari olacak bina da kendini baştan belli eder. Hatta daha ilk kağıda düşen karalamalardan... Farkındalıktan, yetenekten, dersine çalışmışlıktan başlıyor. Günümüz Anadolu’nun hakkını veremiyoruz “Ben şahsen kendimi henüz, Anadolu’da bulunmanın hakkını ve- rebilmiş bir mimar olarak görmüyo- rum. Veren de çok azdır. Onlar da yapı yaparak değil de genelde araş- tırmalar yaparak hakkını vermeye ça- lışmışlardır. Çünkü Anadolu, toprak- larında çok çok büyük ve zengin bir kültürel mirası barındırıyor. Bunu la- yıkıyla yansıtmak çok çok önemli...” Tez, Antitez ve Sentez... “19. yüzyıl sonuna kadar insanlı- ğın, yapıların inşasında kullandığı tecrübelerde, tekniklerde ve mater- yallerde çok kuvvetli benzerlikler var... ‘Heteronomy’ ve ‘Autonomy’, yani Devamlılık ve Bağlılık ve karşıtı olarak da Özerklik ve Öznellik, kişisel- lik arasındaki denge ve yaşam stan- dartları hemen hemen dünyanın her yerinde aynı ayarda ilerledi. Ortak özellikler hem yanı başındaki binada hem de kilometrelerce ötedeki yer- leşmelerde, hatta farklı kıtaların ücra köşelerinde bile aynı... Toprak, taş, ahşap, biraz metalin ilk halleri, çok az da betonun ilkel halleri... 20. yüzyıl ise yaşanan teknolojik gelişmelerin imkânları ve öngörülen ütopyaların etkisinde doğal malzemelerin doğal hallerinden bağımsız, fabrikalarda ısıtılarak ve eritilerek şekillendirilen, içine farklı kimyasallar eklenen, iş- lemlerden geçirilip geliştirilen ve bo- yutlandırılan yeni hazır materyalleri iklim, coğrafya ve kültür farklılıklarını gözetmeden tüm dünyaya sunuyor- du. Hatta ve hatta bu yüzyıl, bir yan- dan daha da yoğunlaşmış küresel or- tak özellikler önerirken bir yandan da şiddetli bireyselliği, bina başına bi- çimsel ve kurgusal özgünlüğü tavsi- ye ediyordu. Şehir kurgusu için çok önemli olan ortak paydaların kısmen ve yer yer tamamen ortadan kalktığı bu durum, bir binadan bir binaya ta- şınmayan bir ele alış ve tecrübe ile icra edildi. Sonuç olarak da çoğu yer- leşim yerinde ve zihinlerde bir ikilem meydana geldi... Temel alınan ana şeyler modern dünyanın istatistikleri, yani yaya güzergâhları, otomobil ve onun türevlerinin lojistik, asayiş, kur- tarma gibi faaliyetlerde ulaşımlarını kolaylaştıracak sokakların, caddele- rin ve bulvarların ölçüleri olunca giriş katı ile bina arasındaki ilişki değişti. Yol cephesi ve komşu bina ile ilişki, ara mesafeler artırılarak değiştirildi. Yola sıfır oturtulan bina geriye çekildi. Çok sayıda yapıyı aynı anda inşa et- mek için teknikler ortaya çıktı. Yığma yapı ve onun estetik kuralları terk edilip yeni modern şekillendirme üs- lubu üzerinden seç, beğen, yap yön- temi modern ideolojinin eğitim me- todu oldu. Kentlerde gidilemeyen liman, endüstriyel ve askeri alanlar gibi, şehre ait ama insanlara ait olma- yan bölgeler oluşmaya başladı. Gezi- lemeyen, gidilemeyen, içinden geçi- lemeyen... Bütün bunların sonunda, sorunları karmaşık endüstri şehirleş- mesi, hava kirliliği, atmosfer delinme- si ve nehir, göl, deniz, okyanus kirlilik- leri oluştu. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde her sektör ve meslek yapımı içinde dinamikler farklı olsa da esas olan dünyayı yeniden eski doğal dengesi- ne ve performansına döndürmek. Bütün bu zamanları tarihsel değil de mimarlık için birer teori olarak ele al- mayı ve incelemeyi, onlardan yarar- lanmayı ve onları uygun bir şekilde kullanmayı kendime daha yakın bu- luyorum. Kronolojik olmayan bir yak- laşımla her iki dönemden de iyi, gü- zel, akıllı olanlarını ve işimeyarayanlarını sentezleyerek ve harmanlayarak kul- lanma niyetindeyim. Benzer yollar aramayı ve bulmayı, meslektaşlarıma ve genç mimar adaylarına tavsiye ediyorum...” Olur mu, bence olur... “Bugün dünyanın neresi olursa ol- sun şehirlere yaklaştıkça otobanlar ve tren yolları boyunca üretilmiş, mi- marlığın el değmediği yapıları geçi- yoruz. Endüstrinin bozduğu bu şehir- lerden uzaklaştıkça da 19. yüzyıl öncesinde yapılmış müthiş köyler, kasabalar, şatolar, çiftlikler, kırsal pey- zaj düzenlemeleri çıkıyor karşımıza. 63 KASIM-ARALIK 2020 PORTRE
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=