Şantiye Dergisi 385. Sayı (Ocak-Şubat 2021)

yapacak iş çok. Fakat daha iktisatlı, mekanların dikkatli kullanıldığı projelere ihtiyaç var. Daha fonksiyonel ve kompakt yaşamlarara geçilmesi gerekiyor. Yapılması gere- ken en önemli şey ise sürdürülebilir mimariyi hayata ge- çirmek. Dünyamızın kaynaklarını çok israf ediyoruz. Sene- lerce klimalara muhtaç edilmiş camdan binalar, cam kuleler inşa edildi. Bunlar korkunç yanlışlar. Bu yaklaşım- dan acilen dönüş yapılması şart. Mimari hayatımda önem- li bir yapı taşı olan Akasya projesini, camları açılmayan, balkonu olmayan, o güzelim havayı teneffüs edemeyecek insanların oturduğu yapılardan nefret ettiğim için, kırkıncı kat dahil tüm pencereleri ardına kadar açılan, salonun bir anda balkona dönüştüğü, klimaya mecbur olmayan bir proje olarak dizayn etmiştik. 2008 senesi için bu bir ilkti...” Dolmabahçe gibi koskoca sarayının arkasını perişan eden başka bir ülke var mı? “İnşaat sektöründe ‘rant’ göz ardı edilemeyecek önemli bir gerçek... İstanbul gibi 17 milyon insanın yaşadığı bir kentte arsa çok kıymetli. Arsa kıymetliyse tabii ki yüksek bina yapılacak ama yüksek binaları şehrin bağrına sapla- mak bence büyük yanlış. Affedilir gibi değil. İstanbul Boğaz’ı kıyısında Koruma Kanunu’na göre 150 santimetre saçak yapamazsınız, doğramalar belli kurallara tabidir. İyi- dir ve hoştur. Fakat Boğaz’ın tepesine Dolmabahçe’ye, Zincirlikuyu’ya, Maslak’a kuleler dikebilirsiniz. Bu durum- da saçak boyuyla kim Boğaz’ı koruduğunu iddia edebilir ki? Yani büyük planı göremeyip, detaylarda boğuluyoruz. Şu oturduğum evden tarihi yarımadaya baktığımda Ayasofya’nın arkasında İkitelli’deki kulelerin siluetini görü- yorum. Yetkim olsa ilk yıkacağım binalar, henüz İstanbul’a yüksek bina kültürü gelmediği zaman kondurulmuş olan Taksim Meydanı’ndaki otel, Tepebaşı’ndaki otel ve Odakule’dir. Bunlar İstanbul siluetinin ilk canına okuyan binalardır. Ondan sonra tabii Süzer Plaza ve daha birçok proje hayata geçirildi. Bence Swiss Otel de korkunçtur. Dünyadan koskoca sarayının görselliğini bu şekilde peri- şan eden başka bir ülke olduğunu zannetmiyorum. Birçok bölgeyi ve tarihi yapıyı bu şekilde mahvettik. Adnan Men- deres, Üsküdar Meydanı’nı yapayım derken Mimar Sinan’ın hamamını yıktı; bunun ötesinde ne konuşulabilir bilmiyorum... Böyle bir memleketin mimarı olmak da baş- ka bir şanssızlık.” Kente sahip çıkılmıyor “Anadolu toprakları binlerce yıldır seri olarak el değiş- tirmiş... Üzerindeki medeniyet ve özellikle kültür sürekli değişmiş. Büyük şehirlerimizin bundan yüz yıl önceki sa- kinleri ile şimdiki sakinleri aynı değil. Göçlerle şehirlerin toplumsal katmanları sürekli değişiyor. Bu, koruma bilinci- nin gelişmesini engelleyen en büyük unsur. Gecekondu- laşma, rant, plansız kentleşme, altyapısız çok katlı yapılaş- ma gibi birçok sorun, böyle bir ortamda gerçek bir sorun olarak görülmüyor. Bütün bu olumsuzluklar yaşanırken kimse kente sahip çıkmıyor. Çünkü kimsenin dedesinden kalmadı ki o toprak ki sahip çıksın... Tarihi yarımadayı ka- zın beş metre, ya bir Bizans kemeri veya bir Roma sütunu- na denk gelirsiniz. Yani bütün bir tarihi yarımada komple müzeye çevrilebilirdi. Roma’dan çok daha zengindir tarihi yarımada. Roma’da hala binlerce yıllık yapıları görürsünüz ama biz üstüne şekilsiz binalar dikmişiz ve hala da dikme- ye devam ediyoruz. Diğer taraftan yanılmıyorsam 80’li yıl- lara kadar bu memlekette mühendislere imza attırılarak mimari proje yapılıyordu. Düşünebiliyor musunuz?.. Mi- mar Sinan gibi büyük mimarlarımız var ve yapı bilinci çok yüksek zamanlar yaşamışız. Yerel ve eski mimarimiz yüz- yıllar boyunca iklime ve çevreye uyumlu bir ömür sürmüş. Fakat bunun yanında altyapı asırlardır ihmal edilmiş. Ayrı- ca kent planlaması da hiç ciddiye alınmamış...” Problem siyasi erkten kaynaklanıyor “Problem, yapılan kent planlarının siyasi erk tarafından kendi şartlarına uydurularak bozulması ve değiştirilme- sinden kaynaklanıyor. Corbusier bile İzmir’e kent planı hakkında bir teklif sunmuş ama maalesef çöpe atılmış. İzmir’in kıyı kesimi bir sur gibi bitişik nizam binalarla do- natılmış. Dolayısıyla İzmir’in gerideki bölgeleri nefes ala- maz. Diğer taraftan yine büyük bir planlama yanlışı olarak İzmir’de alüvyon ovasının üzerine yüksek katlı yapı stoğu uygun görüldü! Düşünün, 70 katlı bina yapılıyor...” Akasya Akasya Göl Etabı 66 OCAK-ŞUBAT 2021 PORTRE

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=